Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Uyan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Translate

Küçük Prens sinemalarda!!!

''Senin gezegenindeki insanlar'' dedi Küçük Prens. ''Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar...'' ''Evet bulamıyorlar '' diye yanıtladım onu. ''Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.'' ''Haklısın'' dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi: ''Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.'' “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!” “Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens. “Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurla...

Mükemmel mi?

Mükemmel şeylere sahip olmak için önce neyin mükemmel olduğuna karar vermek lazım.  Asla mükemmel arayışına girmeyin. O kendiliğinden gelir sizi bulur. Etrafımda binlerce insanın koşturup durduğunu görüyorum. Kimi iyi niyetle, kimi çılgınca sebeplerle eğlence peşinde kimi de yaşadığı gezegene ihanet etmek için var gücüyle kötü adam'lık oynamakta. Herşeyi kenara bırakıp nefes almak gerek. Bazen mükemmel anlar bizi çevrelediği halde bir türlü göremeyiz. Geçen kıştan beri tek bir post bile yazmadığımı fark ettim. Bu süreçte neler oldu neler bitti anlatmak güç. Sadece posttan da anlaşılacağı üzere mükemmelliğin anlamına varıyorum yavaş yavaş. Siz ne kadar çaba sarf ederseniz edin, ne denli dilerseniz dileyin herşey olacağına varıyor. O bulutlar illa gökyüzünde dönüyor,  o oksijen illa ciğerlere doluyor, o kuşlar illa bir yerlerde ötüyor , o tatlı çocuklar hala gülüyor.  Kısa ve öz haliyle hayat bu işte. Bir su ne kadar laminer akarsa o kadar durağanlaşır. Bir hava ne kadar...

karanlık

          Karanlık giderek büyüyor,  parçalanan umutların kırıkları ayaklarımın altında.. Şimdi fırtınadan geriye kalan  iliklerimi kemiren kuru soğuk rüzgar. Karanlığın içinde adım atıyor yalnızlık. Sisli ağaç dallarından gelen  fısıltılar ağacın çeperinden değil, onların uğultusundan. Koşuyorum, koştukça ayaklarım donuyor, nefesim kesiliyor. Uğultular peşimi bırakmıyor ve giderek artan şiddeti ile hırçın bir giyotin gibi düşlerimi parçalıyor. Ölüm gibi sessizliğe kapılıyorum. Konuşmak yok düşünmek yok. Koşmaktan vazgeçip duruyorum. Buz gibi rüzgarların sarıldığı soğuk zeminin bedenimi bağrına basmasını bekliyorum. Beni içine çeken beton gibi soğuğum şimdi. Öylesine soğuk, öylesine hissiz... Rumeysa-

hekimler artık ölmesin!!!!!!!!!!!

Her zaman şiddet. Sonu gelmeyen gözyaşı. Tv'de ve Sosyal Medyada bangır bangır bağırıyorlar... ''Kadına Şiddete Hayır'' , ''Hekime Karşı Şiddete Hayır'' , ''Okullarda Şiddete Hayır''.. Vs-Vs... En son, Uz.Dr.Ersin Arslan'ın bıçaklandığını duymuştuk. İşte o doktor malesef kurtarılamadı. Öfke kontrolü sorununa sahip her beyin maalesef şiddete başvuruyor... Ne demeli bilmiyorum. Gencecik bu doktorun öldürülme sebebi de, katil zanlısının dedesinin ameliyatta hayatını kaybetmesinden doktorunu yani Ersin Arslan'ı sorumlu tutması. Koca bir 'YAZIK' 17 yaşındaki bir genç, bir hekimi nasıl öldürebildi... Bunu yaparken nasıl gözünü bile kırpmadı anlayamıyorum. Hekimler bizlere şifa dağıtmak için canla başla çalışıyorlar, emeklerinin karşılığı bu olmamalı. Hastanın tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamış olması  hekimin suçu değil... Elbette her meslekte olduğu gibi işini kötüye kullananlar var lakin dünyada herkes kafası kızı...