Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Huzur etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Translate

"Kahve Üstü Doğa Sohbeti | Milyon Dolarlık Kamp Lezzetleri, Annem'den ve Serdar Kılıç'dan Öğrendiklerim..." Yayında!

Merhaba Sevgili Muggle'lar,  Operadaki Lamba Cini Podcast'in yeni bölümü yayında! Bu bölümde baş döndürücü güzelliğiyle aklımı başımdan alıp beni Stendhal sendromu'na yakalatan son kampımdan, atıştırmalıklardan, kamp ateşinden konuştuk. Doğa'yı ve evreni sevgiyle öpüp koklamamı sağlayan annem'den ve daha önce pek çok kez bahsettiğimiz Sevgili üstad Serdar Kılıç'dan bahsettik.  Ve bazı komik kamp anılarımdan bile konuştuk! :))  Yeni bölüme Apple Podcast'lerden,  Spotify'dan  ya da  Anchor'dan  ulaşabilirsiniz.  Hepinize harika bir haftasonu diliyorum! Sevgiler, Rumeysa- Xx

Aralık

Merhabalar, Yine bir yıl bitmiş gibi değil mi? Yine bir odadan çıkmak için kapıyı araladık.  Aralıktan sızan ışık umarım hepimize iyilik güzellik getirir. Aralıktan içeriye umarım daima güzel günler sızar ve bizi içine alır.  Size harika bir Aralık diliyorum.  Sevgiler,  Rumeysa Xx

Kız başına kamp olur mu?

Merhaba muggle'lar ve daima muggle kalanlar... :)  Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki her şey bir ekrana sığmış durumda. Her şey like'lardan repostlardan retweetlerden ibaretmiş gibi görünüyor. Sahiden öyle mi? Bence hayır, inanıyorum ki sizce de hayır.  Bilgisayarların, tabletlerin, telefonların, akıllı saatlerin, banka hesaplarının, tüm o havasız plazaların, masabaşlarının, kriptolarla dolup taşan soğuk cüzdanların, pandemiyle birlikte daha da zenginleşen multizenginlerin, ekonomisizlikle eriyip tükenen orta sınıfın ve herkesin ötesinde çekilen sıkıntıların, enflasyonun, stagflasyonun, kredilerin, ihtiyaç bile olmadığı halde alınması gerekiyormuş gibi manipüle edildiğimiz tüm o saçma şeylerin, artan emtia ve bilumum şey fiyatlarının, temel ihtiyaç olduğu halde ucuzunu bulmak için iki saat aradığımız gereksinimlerimizin, yaşamımızın ortasında kara delik gibi öylece duran samimiyetsiz mecburiyetlerin, bize dayatılan düzenin ve düzensizliğin...; kısaca bize zevk veren anların, peşin...

Deliliğin dağlarında gezen bir kız, "Lucia Di Lammermoor."

Merhaba muggle'lar, ev cinleri, tek boynuzlu atlar! Merhaba mugglelar ve daima muggle kalanlar... Ah size de merhaba ruh emiciler ve ölüm yiyenler! Bu postu okurken bir yandan da   podcast yayınını Apple Podcast'lerden,  Spotify'dan ,  Anchor'dan  hemen şuan dinleyebilirsiniz!   Nasılsınız? Umarım iyisinizdir :) Geçen hafta opera' yla ilgili bir yazı dizisine başlama kararı alınca hız kesmeden devam etmek istedim! Yayyy! Ve en en ennnn sevdiğim operayla konumuza devam etmek istiyorum. Lucia Di Lammermoor 'la. Kısaca söz etmek gerekirse Gaetano Donizetti 'nin üç perdelik trajik operası, Sir Walter Scott 'un Lammermoor Gelini isimli kitabından uyarlandı, İtalyanca librettosunu Salvatore Cammarano yazdı, galası da 1835'de Napoli'de yapıldı. 1835!!! Nerdeyse 200 yıl önce...  Zaman ne hızlı değil mi?  Zaman öyle hızlı ki, ben şuan burada oturmuş bunları yazarken bu Dünya'dan Janet Dalrymple isimli bir kızın geçip gittiğini neredeyse kimse hatı...

Operadaki Lamba Cini Podcast Trailer

Herkese merhaba, Operadaki Lamba Cini Podcast sizlerle :) Doğa'dan, sanattan, filmlerden, dizilerden, kitaplardan, Harry Potter'dan, kahveden, kamptan... Kısaca canım ne isterse ondan konuşuyorum. Sizi de beklerim :) Operadaki Lamba Cini Podcast'e Apple Podcast'ler den,  Anchor'da n ve  Spotify'dan  ulaşabilirsiniz. Apple Podcast'de, Spotify'da, Anchor'da abone olabilirsiniz, böylece bir sonraki podcast yayınlandığında haberdar olabilirsiniz.  https://anchor.fm/operadaki-lamba-cini https://open.spotify.com/episode/4UMGXU6WoxUXYaZS7aMkGd?si=d7d37a291a9a463c Sevgiler,  Rumeysa x

So Hyang'cılar burada mı? Günün şarkısı bana gelsin.

Hey...  Nasılsınız? Bu posta denk geldiğinizde gününüz nasıl geçiyordu acaba... Umarım hayat size nazik davranıyordur ve her şey yolundadır. Misty'nin tüm zamanların en en en güzel şarkılarından biri olduğuna eminim ama onu So Hyang'dan dinlemek sanki bir melek omzunuza oturmuş da sizin için Misty söylüyormuş gibi hissettiriyor. :) So Hyang'ın müzik kariyeri uzuuuuun yıllara dayansa da benim küçük dünyama dahil oluşu son 5-6 yıl içinde oldu. Emre Yücelen'in So Hyang'la ilgili bir analizine denk gelmiştim galiba ve o günden sonra da dinlemeyi bırakamadım. So Hyang öyle tatlı bir insan kiiiii! Mütevazi, iyi kalpli ve son derece ayakları yere basan bir sanatçı :) Umuyorum ki bana da, bize de birgün O'nu canlı dinlemek ve bulutlarda uçmak nasip olur :)  Şimdi bunları okurken bir yandan So Hyang'ın nefis sesini dinliyorsanız ve kendisiyle ilgili daha çok fikir sahibi olmak istiyorsanız Emre Yücelen'in Stüdyo Sohbetleri'ne bakabilirsiniz, So Hyang ile Kore...

ekim...

Çıtırdayan yapraklar, ıslak gökyüzü mevsimi, hoşgeldin... BONUS TRACKS! Puslu sonbahar günleri harikadır, bazı şarkılarla daha güzel olur... Mutlu bir gününüz olsun. rumy xoxo

Küçük Prens sinemalarda!!!

''Senin gezegenindeki insanlar'' dedi Küçük Prens. ''Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar...'' ''Evet bulamıyorlar '' diye yanıtladım onu. ''Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.'' ''Haklısın'' dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi: ''Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.'' “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!” “Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens. “Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurla...

Babam...

HAPPY BIRTHDAY DADDY!!!  heart ifade simgesi 02.14.1960 -∞ Seni öyle ozledim ki! Soyleyecek milyonlarca şey var fakat zihnimdeki hicbir soz ne sana olan sevgimi ne de ozlemimi ifade edemez...Seni kalbimizde , ruhumuzda ya da dualarımızda yaşatamasaydık işte o zaman gerçekten ölmüş olurdun. Sen daima bizimlesin. Hiçbir yere gitmedin, yalnızca boyut değiştirdin baba. Ömrümüzün bundan sonraki kısmında sana sarılıp kokunu içime çekmeme müsaade etmeyen GBM 'ye ebediyete d ek kufredecek olsam da senin her anına şahitlik edebildiğimiz için çok mutluyuz. Benimle birlikte, pazar kahvaltılarında izlediğimiz vahşi batı filmleri ve yine ağzımız açık izlediğimiz uzay belgeselleri de yetim kaldı. Seni ve herşeyini özlüyorum. Buna hala inanamıyorum bazen kendime ''İnanamıyorum ya! Babam öldü!'' diyorum ve gözlerimden Niagara'lar boşalıyor. Seninle kısa bir ömür geçirebilmek çok trajik gibi görünse de birlikte gecirdigimiz her an için şükürler olsun  heart ifade simge...

hayır baba

Keşke buna engel olabilseydim. Avuçlarımdan kayıp gidecek olman, ruhumda koca bir delik açacağını bilmeme rağmen kurşunların önüne atlamak gibi çılgın bir durum. Oysa sen bizim tarafımızca algılanan hüzne rağmen AK-47 ye karşı kollarını açmış bir kahraman gibi karşıladın bunları. Tüm bu deli saçması şeyleri selamladın, eyvallah dedin. Seni şimdiden özledim. Zaten her zaman özlüyordum, sana doyamamış bir çocuğa arkanı dönüyorsun. Beni oluşturan şeylerden biri sen olmana rağmen sanki hiç doyamadık ve şimdilerde ben gidişini izliyor gibiyim. Minik parçasına sırtını dönen bir 'bütün' gibi davranma. Gözünü seveyim gitme. Asla evlenmeyeceğime kani olmama rağmen düğünümde ilk dansımı seninle yapmak istediğimi söylediğimde nasıl gülüyordun hatırlıyor musun? Seni çok sevdiğimi bilmeni isterim baba, biliyorum biliyorsun. Unutman hiçbir şey değiştirmez. Kum saatine karşı yarışıyoruzya hani, ne olur onu geri çevir de her şey eskiye dönsün be baba. Ya da bırak zaman aksın, biz akalım, ölü...

hayat ateşi ❤

Çam kokusu sinmiş orman içime serin nefesini üflerken ciğerlerim mis gibi bir ferahlıkla doldu. Ağaçlar kocaman, toprak her zamanki gibi harikulade. Sabah yeşilliğinin serinliğiyle yanıbaşımızdaki ateşin romantik düellosu eşliğinde ferah bir çıtırtı yayılıyor etrafa. Ateş kokuyor, öyle güzel kokuyor ki sanki kendine has karakteristik bir kokusu var. Ruhum yeşili, hayatı, yakınında olsam da özlediğim huzuru adeta absorbe ediyor. Ve tüm bu güzel doğa kokularının yanı sıra kupa dolusu kahvelerin canlandırıcı enerjisi  ❤ İşte buna hayat diyoruz!  Ve hayat toprak kadar şahane, doğal, mis gibi ve cömert..  ❤   Yeşilden, ormandan, ateşten, doğadan, kendinizden ve içinizdeki hayat aşkından, aşk ateşinden uzak kalmamanız dileğiyle... -Rumy xoxo  ❤  

Babam'a.. ❤ ❤

      Beni ilk kez kucağına aldığında ne hissettin bilmiyorum baba ama bilmeni isterim ki ben sana ne zaman sarılsam içim huzur doluyor, güvende hissediyorum. Küçükken sen biryere gidince peşinden nasıl ağlardım hatırladın mı? O yüzden hiçbir yere gideyim deme, hep yanımızda kal- 14 şubat sevgililer günü değil, babamın doğum günü.. O yüzden doğum günün kutlu olsun, seni çok seviyorum babacığım.. İnsallah sağlık ve huzur dolu bir ömrün olur.. ❤ ❤ Her zaman Seni Seven Kızın Rumy ❤ ❤ ❤

Yağmurun Sundukları..

 Son bahar mizacına yakışır bir üslupla gökyüzünü ıslatmaya başladı bu günlerde. Dışarıdaki ıslak hava ve cama vuran yağmurun nefis parçacıkları eşliğinde kahve içme ve cennetin kapısını aralama zamanı geldi. Cennet , kitaplardaki o tatlı ''Times New Roman'' satırlardan iç dünyamıza akan bir düş buğusu adeta. Bu romantik sonbahar yağmurlarına yakışır düşler görmek gerek. Gözlerim satırları süzerken kahvemi içip bana fon müziği yapan o yağmurun tadına varmak istiyorum. Sonbahar da diğer tüm mevsimler gibi şaşaalı içsel huzur makineleri olan kitapları sunuyor bize. Evet, şükürler olsun ki yağmur yağıyor şimdi. xoxo Rumeysa.

yeni bir ekim :)

Yapraklar sapsarı, hatta yok olmak üzereler. Kış giderek yaklaşıyor. Bu ne romantik bir mevsimdir böyle... İçinizdeki ateş hiç eksik olmasın. Harika bir hafta sonu dilerim... XOXO Rumy..

su

Bugün Dünya Su Günü... Hani ''su hayattır'' derlerya... Hakikaten öyle! Dünyanın en ferahlatıcı en harika nimeti 'su' diyebiliriz... Kana kana içmek... Ferahlatıcı sularda kulaç atmak...Temizlenmek... Hepsi 'su' ile gerçekleşiyor. Sizde benim gibi su kuşuysanız eminim içinizden elinizi yüzünüzü yıkamak ve su içmek gelmiştir... Şuan su içtim bile :))) Bir düşünsenize, evimizde su olmasa nasıl zor durumda kalıyoruz.. Su olmayınca, içimiz-dışımız nasıl kuruyup çirkinleşiyor... Sağlığımız elimizden gidiyor. Neticede susuz kalınca ölüyoruz...Evet...Söz konusu olan şey ''SU''....Ve su hayattır. İnşallah insanlık su'yu daha fazla israf etmez ve bu harika nimetin kıymetini bilir... Dünya su günü'nüz kutlu olsun :))) Rumy x

vesaire vesaire

Ateş başında vakit geçirmek için çok yükseğe , dağlara çıkardık seninle. Bol yeşilli , toprak kokulu , oksijen dolu güzel dağlara. Balık tutabilmek için suya yakın olsun isterdik.. Saatlerce sıkılmadan bıkmadan balık tutardık. Sonra bulutlara da yakın olmak isterdik. Kimse olmasın yalnızca sen ve ben.  Ateşi çakmakla, kibritle değil orijinal yöntemlerle yakmak isterdik. Ve başarırdık.  Kimseler ses etmesin. Kimseler rahatsızlık vermesin diye uzaklara giderdik. Ateşin başında biber közlerdik...Patlıcan..  Sonra hava kararmaya başlardı...Kararırdı. İncecik giyinmişsin diye kızardın sen bana. Üşütmemden korkardın. Ateşin başında kalbimiz ısınırdı.  Çıtır çıtır çıtırdardı ateş... Çıtırtılar ateşte yükselip havada kaybolan tanecikler haline gelirdi. Türküler söylerdik seninle.  Bana fıkralar anlatırdın. Gülümserdin. Bana baktıkça gözlerin parlardı. Bakışların yanan ateşten daha çok ısıtırdı içimi. Saatlerce konuşurduk... Hiç es vermeden. Bir an susmad...

bir gram hayal

Şimdi kaloriferli , sıcacık bir apartman dairesinde olmaktansa, bir köyde çıtır çıtır yanan sobanın başında huzur dolu bir yerde olmayı tercih ederdim. Beton dolu caddeler içinde sıra sıra dizilmiş binalardan birinde büyüdüm. Hiç sobalı bir evim olmadı. Köyüm de olmadı. İsterdim ki köyüm olsun ,  en azından ayda birkaç kez doğaya yakın olabileyim. Şehrin gürültüsü , sıkıntısından kaçıp köy evime gideyim.... Belki ilerde olur bilemiyorum daha çok gencim... Köy yaşantısından nefret edenler bu sözlerimi çok primitif bulabilir, normaldir... Lakin insanoğlu zaten topraktan gelen bir varlık. toprağı özlemek, ona ayak basmayı istemek garip karşılanmamalı... Şuan bir köy evinde, dışarda yağan yağmuru izlemek istiyorum... Sobada kızaran ekmeklerin kokusu burnuma gelsin, sonra çıtır çıtır kızarmış ekmeğime tereyağı süreyim... Sevdiklerimle gülüşmelerimiz yankılansın radyasyonsuz duvarlarda.... Doğayla , huzurla ve ailemle iç içe... Mis gibi bir mutluluk... Doğa ve doğallık bize ancak huzu...

kuruluk ve kuraklık

Küreselleştik... Isındık durduk. Doğa'yı tahrip ettik resmen. Ve giderek kuruyor, çölleşiyoruz ne yazık ki! İnsan olmak lüks yaşamak betonlar içinde yığılıp kalmış rezidanslarda yaşamak değil. Belki bu şahane ağaçlar içinde bir iki nefes alsak kendimizi daha çok 'insan' hissederiz... Lütfen ağaç dikelim... Topraktan koptuk lakin O'na geri dönelim... Af dileyelim kainattan... Doğa için birşeyler yapalım. Tüketime son verip üretelim birşeyler... Elimizi toprağa değdirelim... Çiçekleri , mis kokulu meyveleri ruhumuza armağan edelim... İnsan olmak doğaya zarar vermemektir! Lütfen koruyup gözetelim kainatımızı.... Bize emanet olan toprakları kalbimiz gibi koruyalım....

Sonbahar...

İşte yine son bahar... Bunaltıcı sıcaklar el salladı , veda etti:) Sıcak hava ''hoşçakalınnn'' dedi. Yazı severim lakin güneşe karşı sere serpe uzanan , bronzlaşmak için elinden geleni yapan insanlardan değilim. Bronz olmaya ergenken bayılırdım ama artık pek sevmiyorum. Bol bulutlu serin havalara bayılırım.... Hatta mis gibi kar yağsın . Kar yollara döksün beyazlığını... Yürürken kütür kütür sesler çıkarsın botlarımın altından...  Evet evet kar gelsin, hoş gelsin... sefalar getirsin artık :))  Rumy seni çok seviyor KAAAAAAARRRRR! ru, xx

yeşil'e dönüş

'Belki zamanla insanlar beton yığınlarından sıkılır ve doğaya geri dönerler' diye düşünüyorum bazı bazı. Karadeniz'in nefis yaylalarına , Anadolu'nun fedakar köylerine... Doğa'ya...  Bizler alışveriş merkezlerinde yaşıyoruz sanki. Tv'deki diziler bize gecekondulardan birden bire geçiş yapılan lüks yaşamı dayatmaya çalışırken, bizi ayakta uyuturken hep kabullendik Tv'nin bu davranışını. Denizde ailecek balık tutmak, güzel dağlarda piknik yapmak... Bu eylemlerin yerini internette sörf aldı. Yan odada ailemizden biri kalp krizi geçirse haberimiz olmayacak. Sanal dünyayla öyle bütünleştik ki. Çok üzücü!...  Ben de dizileri, film izlemeyi, bilgisayar oyunlarını seviyorum ama yaşamı onların içine kaydırmayı sevmiyorum! Gelecek nesilleri hayal etmek istemiyorum... En azından hafta sonları Yeşil'e dönsek... Annemizi , babamızı , kardeşimizi ya da sevdiceğimizi alıp doğa yürüyüşüne çıksak.... Yemyeşil ağaçlar içindeki topraklı güzel yollara bassa ayaklarımız......