Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Müzik etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Translate

Düşmüş Bir Kadın'dan Geriye Kalanlar; "La traviata"

Operadaki Lamba Cini Podcast'in yeni bölümü sizlerle! Bu bölümde yine sanattan, tüm zamanların en çok sahnelenen operalarından birinden bahsedeceğiz. Ve dolayısıyla bir kitaptan, bir aşk öyküsünden.. Yaşanmış bir aşktan... İster fahişe, ister iffet timsali bir nur yumağı olsun insanın kalbi pompalandığı müddetçe hayata anlam yüklemeye devam ediyor, birini sevmeye devam ediyor. Aşk ne gizemli şey... Kimi seveceğinize, kimin kalbine damla damla akacağınıza (çoğu zaman) siz karar veremiyorsunuz. Hani su akıyor ve yolunu buluyor ya, aşk da damla damla birine doğru akıyor kendi yolunu buluyor, birini sevmek denilen o şey... öyle ya da böyle oluyor işte. Bu bölümde zamanında çok sevilmiş bir kadını konuşacağız, anısı hala yaşayan o kadın... Peki kimdi o kadın?  Bundan 198 yıl önce Normandiya'da bir yerlerde siyah gözlerini Dünya'ya açtı Alphonsine Rose Plessis...  Marie ve Marin çiftinin kızlarından biriydi, annesi kocasının eziyetlerine dayanamayıp kızlarını geride bırakarak evi...

Deliliğin dağlarında gezen bir kız, "Lucia Di Lammermoor."

Merhaba muggle'lar, ev cinleri, tek boynuzlu atlar! Merhaba mugglelar ve daima muggle kalanlar... Ah size de merhaba ruh emiciler ve ölüm yiyenler! Bu postu okurken bir yandan da   podcast yayınını Apple Podcast'lerden,  Spotify'dan ,  Anchor'dan  hemen şuan dinleyebilirsiniz!   Nasılsınız? Umarım iyisinizdir :) Geçen hafta opera' yla ilgili bir yazı dizisine başlama kararı alınca hız kesmeden devam etmek istedim! Yayyy! Ve en en ennnn sevdiğim operayla konumuza devam etmek istiyorum. Lucia Di Lammermoor 'la. Kısaca söz etmek gerekirse Gaetano Donizetti 'nin üç perdelik trajik operası, Sir Walter Scott 'un Lammermoor Gelini isimli kitabından uyarlandı, İtalyanca librettosunu Salvatore Cammarano yazdı, galası da 1835'de Napoli'de yapıldı. 1835!!! Nerdeyse 200 yıl önce...  Zaman ne hızlı değil mi?  Zaman öyle hızlı ki, ben şuan burada oturmuş bunları yazarken bu Dünya'dan Janet Dalrymple isimli bir kızın geçip gittiğini neredeyse kimse hatı...

So Hyang'cılar burada mı? Günün şarkısı bana gelsin.

Hey...  Nasılsınız? Bu posta denk geldiğinizde gününüz nasıl geçiyordu acaba... Umarım hayat size nazik davranıyordur ve her şey yolundadır. Misty'nin tüm zamanların en en en güzel şarkılarından biri olduğuna eminim ama onu So Hyang'dan dinlemek sanki bir melek omzunuza oturmuş da sizin için Misty söylüyormuş gibi hissettiriyor. :) So Hyang'ın müzik kariyeri uzuuuuun yıllara dayansa da benim küçük dünyama dahil oluşu son 5-6 yıl içinde oldu. Emre Yücelen'in So Hyang'la ilgili bir analizine denk gelmiştim galiba ve o günden sonra da dinlemeyi bırakamadım. So Hyang öyle tatlı bir insan kiiiii! Mütevazi, iyi kalpli ve son derece ayakları yere basan bir sanatçı :) Umuyorum ki bana da, bize de birgün O'nu canlı dinlemek ve bulutlarda uçmak nasip olur :)  Şimdi bunları okurken bir yandan So Hyang'ın nefis sesini dinliyorsanız ve kendisiyle ilgili daha çok fikir sahibi olmak istiyorsanız Emre Yücelen'in Stüdyo Sohbetleri'ne bakabilirsiniz, So Hyang ile Kore...

Opera 101

Eğer sanat devasa bir krallık olsaydı, opera en güzel köşede kendi tahtına kurulur başındaki taçla süzülürdü. Sanat bir su birikintisi olsaydı, opera bütün suların birleştiği o çağlayan kaynak olurdu. Sanatın her dalı ayrı ayrı göz kamaştırıcı, ruh okşayıcı, nefes kesici, büyüleyici güzellikte. Fakat bana kalırsa opera sanatın en üst formu, hiç bir sanat formu yok ki opera kadar muazzam, opera kadar kapsayıcı olsun. Opera hayattadır, tıpkı aşk gibi, kıskançlık gibi, nefret ya da pişmanlık gibi insancıldır, opera sizden bir parçadır. Opera size canlı canlı film de izletir, kitap da okutur, müthiş tabloları da keşfettirir, harikulade notalarla kulaklarınıza öpücük de kondurur ve daha neler neler yapar... :) Opera'nın size çok uzak olduğunu düşünüyorsanız, aslında çok yakınınızda olduğunu söylemek isterim. Siz aslında pek çok aryaya, pek çok operaya aşinasınız. Sevil Berberi'nden Lakme'ye, Turandot'dan La traviata'ya, Sihirli Flüt'den Figaro'nun düğünü'ne v...

Yağmurlu gün mahmurluğu ve Nicholas Sparks filmleri

Hey, sevgili muggle'lar ve büyücüler... Eylül'e ve yağmurlu günlere çok teşekkürler. Yağmurlu günlerde yatağınızdan çıkmamak, sıcacık evinizde kalıp(!) (----sanki hiç iş/ders yok, ya da pandemi yüzünden çok gezebiliyoruz da---) film izlemek ve kısaca kategorize etmek gerekirse birkaç romantik film izlemek istiyorsanız Nicholas Sparks filmleri tam size göre. :)  Nicholas Sparks bir aktör ya da yönetmen değil, kendisi bir yazar ama filmlere uyarlanan o kadar çok kitabı var ki Hollywood filmlerinin romantik film açığını (böyle bir açık varsa...) kendi başına kapattığını söyleyebiliriz. Üretkenliği ve başarısı açısından kendisine 21. yy'ın Amerikan edebiyatının ve Hollywood'un JK Rowling'i diyebiliriz. Hadi son yıllara damga vurmuş birkaç Nicholas Sparks adaptasyonu güzelliğe göz gezdirelim...  Muhteşem göl manzaraları, su üstünde süzülen bir kayıkta geçen romantik, çekingen ya da hüzünlü anlar, pastoral romantizm, güneyli cazibesi, geri dönmek.. :) Nicholas Sparks kita...