Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Keşif etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Translate

"Kahve Üstü Doğa Sohbeti | Milyon Dolarlık Kamp Lezzetleri, Annem'den ve Serdar Kılıç'dan Öğrendiklerim..." Yayında!

Merhaba Sevgili Muggle'lar,  Operadaki Lamba Cini Podcast'in yeni bölümü yayında! Bu bölümde baş döndürücü güzelliğiyle aklımı başımdan alıp beni Stendhal sendromu'na yakalatan son kampımdan, atıştırmalıklardan, kamp ateşinden konuştuk. Doğa'yı ve evreni sevgiyle öpüp koklamamı sağlayan annem'den ve daha önce pek çok kez bahsettiğimiz Sevgili üstad Serdar Kılıç'dan bahsettik.  Ve bazı komik kamp anılarımdan bile konuştuk! :))  Yeni bölüme Apple Podcast'lerden,  Spotify'dan  ya da  Anchor'dan  ulaşabilirsiniz.  Hepinize harika bir haftasonu diliyorum! Sevgiler, Rumeysa- Xx

Kız başına kamp olur mu?

Merhaba muggle'lar ve daima muggle kalanlar... :)  Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki her şey bir ekrana sığmış durumda. Her şey like'lardan repostlardan retweetlerden ibaretmiş gibi görünüyor. Sahiden öyle mi? Bence hayır, inanıyorum ki sizce de hayır.  Bilgisayarların, tabletlerin, telefonların, akıllı saatlerin, banka hesaplarının, tüm o havasız plazaların, masabaşlarının, kriptolarla dolup taşan soğuk cüzdanların, pandemiyle birlikte daha da zenginleşen multizenginlerin, ekonomisizlikle eriyip tükenen orta sınıfın ve herkesin ötesinde çekilen sıkıntıların, enflasyonun, stagflasyonun, kredilerin, ihtiyaç bile olmadığı halde alınması gerekiyormuş gibi manipüle edildiğimiz tüm o saçma şeylerin, artan emtia ve bilumum şey fiyatlarının, temel ihtiyaç olduğu halde ucuzunu bulmak için iki saat aradığımız gereksinimlerimizin, yaşamımızın ortasında kara delik gibi öylece duran samimiyetsiz mecburiyetlerin, bize dayatılan düzenin ve düzensizliğin...; kısaca bize zevk veren anların, peşin...

Deliliğin dağlarında gezen bir kız, "Lucia Di Lammermoor."

Merhaba muggle'lar, ev cinleri, tek boynuzlu atlar! Merhaba mugglelar ve daima muggle kalanlar... Ah size de merhaba ruh emiciler ve ölüm yiyenler! Bu postu okurken bir yandan da   podcast yayınını Apple Podcast'lerden,  Spotify'dan ,  Anchor'dan  hemen şuan dinleyebilirsiniz!   Nasılsınız? Umarım iyisinizdir :) Geçen hafta opera' yla ilgili bir yazı dizisine başlama kararı alınca hız kesmeden devam etmek istedim! Yayyy! Ve en en ennnn sevdiğim operayla konumuza devam etmek istiyorum. Lucia Di Lammermoor 'la. Kısaca söz etmek gerekirse Gaetano Donizetti 'nin üç perdelik trajik operası, Sir Walter Scott 'un Lammermoor Gelini isimli kitabından uyarlandı, İtalyanca librettosunu Salvatore Cammarano yazdı, galası da 1835'de Napoli'de yapıldı. 1835!!! Nerdeyse 200 yıl önce...  Zaman ne hızlı değil mi?  Zaman öyle hızlı ki, ben şuan burada oturmuş bunları yazarken bu Dünya'dan Janet Dalrymple isimli bir kızın geçip gittiğini neredeyse kimse hatı...

Operadaki Lamba Cini Podcast Trailer

Herkese merhaba, Operadaki Lamba Cini Podcast sizlerle :) Doğa'dan, sanattan, filmlerden, dizilerden, kitaplardan, Harry Potter'dan, kahveden, kamptan... Kısaca canım ne isterse ondan konuşuyorum. Sizi de beklerim :) Operadaki Lamba Cini Podcast'e Apple Podcast'ler den,  Anchor'da n ve  Spotify'dan  ulaşabilirsiniz. Apple Podcast'de, Spotify'da, Anchor'da abone olabilirsiniz, böylece bir sonraki podcast yayınlandığında haberdar olabilirsiniz.  https://anchor.fm/operadaki-lamba-cini https://open.spotify.com/episode/4UMGXU6WoxUXYaZS7aMkGd?si=d7d37a291a9a463c Sevgiler,  Rumeysa x

Bir alışverişkoliğin karadeliği, Diderot etkisi'nin günümüze uzantısı.

Eski alışverişkoliklerden bir alışverişkolik... 18.yüzyıl maddi açıdan pek çok insana kaba davrandı, bu nezaketsizlikten nasibini alanlardan biri de ünlü anti klerikal-düşünür ve yazar Denis Diderot idi. Kendisi döneminin bazı yazarları gibi yoksul düşmüş ve sıkıntı çekmiştir. Bir gün Diderot'un para sıkıntısı çektiğini duyan Çariçe 2. Katerina buna üzülür ve Diderot'a bir iyilik yapmak ister, kendisine 25 yıllık maaş ödemesi yapar ve kütüphanesini satın alır. Artık Diderot için güzel günler kapıdadır, arkadaşlarından biri ünlü düşünüre kırmızı kadifeden gıcır gıcır bir sabahlık hediye eder. Tüm sıkıntılarının geçtiği anda Diderot o nefis kırmızı sabahlığıyla etrafta dolaşır, masasına oturur, bir eski püskü masasına bir de güzel sabahlığına bakar. Üzerindeki sabahlıkla uyum gösteremeyen masayı kendine yakıştıramaz, derhal masayı değiştirmek ister. Masadan sonra resimleri, duvar halılarını, koltukları, sandalyeleri... Kısaca evindeki her şeyi baştan aşağı değiştirir. Çektiği onc...

Server Demirtaş'ın aşık olunası sanatı

Merhaba sevgili muggle'lar, Bu evrende aynı zaman diliminde ve coğrafyada yaşadığımız öyle insanlar var ki bir tanısak sanatları karşısında ağzımız açık kalır, Stendhal gibi ayılıp bayılırız. Sanatlarına, emeklerine, akıllarına hayran olunası öyle insanlar var ki kalbinizde koca bir saygı sarayı inşa ederler. Benim için ve pek çok insan için Server Demirtaş o saygı duyulası insanlardan biri. Çağımız heykeltraşlarının en özgün, ennnn biriciklerinden biri :) Eserlerinde aklınıza gelebilecek her türlü malzeme var ve sanatçı heykellerinin kinetikliğini sağlarken yazılım dahi kullanmıyor ama onları hareket ettirmenin bir yolunu buluyor! :) Heykellerine baktıkça insanı insan aklının derin katmanlarında bir yolculuğa çıkarıyor... Bravo Sevgili Server Demirtaş... Ellerinize ve kalbinize sağlık. Türk ve Dünya gençlerine sanatınızla, anlatmak istediklerinizle, kalbinizle böyle eşsiz bir örnek olduğunuz için sonsuz  teşekkürler!      Sevgiler,  Rumeysa x

ekim...

Çıtırdayan yapraklar, ıslak gökyüzü mevsimi, hoşgeldin... BONUS TRACKS! Puslu sonbahar günleri harikadır, bazı şarkılarla daha güzel olur... Mutlu bir gününüz olsun. rumy xoxo

Küçük Prens sinemalarda!!!

''Senin gezegenindeki insanlar'' dedi Küçük Prens. ''Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar...'' ''Evet bulamıyorlar '' diye yanıtladım onu. ''Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.'' ''Haklısın'' dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi: ''Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.'' “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!” “Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens. “Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurla...

Mükemmel mi?

Mükemmel şeylere sahip olmak için önce neyin mükemmel olduğuna karar vermek lazım.  Asla mükemmel arayışına girmeyin. O kendiliğinden gelir sizi bulur. Etrafımda binlerce insanın koşturup durduğunu görüyorum. Kimi iyi niyetle, kimi çılgınca sebeplerle eğlence peşinde kimi de yaşadığı gezegene ihanet etmek için var gücüyle kötü adam'lık oynamakta. Herşeyi kenara bırakıp nefes almak gerek. Bazen mükemmel anlar bizi çevrelediği halde bir türlü göremeyiz. Geçen kıştan beri tek bir post bile yazmadığımı fark ettim. Bu süreçte neler oldu neler bitti anlatmak güç. Sadece posttan da anlaşılacağı üzere mükemmelliğin anlamına varıyorum yavaş yavaş. Siz ne kadar çaba sarf ederseniz edin, ne denli dilerseniz dileyin herşey olacağına varıyor. O bulutlar illa gökyüzünde dönüyor,  o oksijen illa ciğerlere doluyor, o kuşlar illa bir yerlerde ötüyor , o tatlı çocuklar hala gülüyor.  Kısa ve öz haliyle hayat bu işte. Bir su ne kadar laminer akarsa o kadar durağanlaşır. Bir hava ne kadar...

hayat ateşi ❤

Çam kokusu sinmiş orman içime serin nefesini üflerken ciğerlerim mis gibi bir ferahlıkla doldu. Ağaçlar kocaman, toprak her zamanki gibi harikulade. Sabah yeşilliğinin serinliğiyle yanıbaşımızdaki ateşin romantik düellosu eşliğinde ferah bir çıtırtı yayılıyor etrafa. Ateş kokuyor, öyle güzel kokuyor ki sanki kendine has karakteristik bir kokusu var. Ruhum yeşili, hayatı, yakınında olsam da özlediğim huzuru adeta absorbe ediyor. Ve tüm bu güzel doğa kokularının yanı sıra kupa dolusu kahvelerin canlandırıcı enerjisi  ❤ İşte buna hayat diyoruz!  Ve hayat toprak kadar şahane, doğal, mis gibi ve cömert..  ❤   Yeşilden, ormandan, ateşten, doğadan, kendinizden ve içinizdeki hayat aşkından, aşk ateşinden uzak kalmamanız dileğiyle... -Rumy xoxo  ❤  

paul cadden

Hiperrealizm'den o kadar çok bahsettim, o kadar çok örnek ekledim ki bloğuma... Belki bıktınız. Lakin sanat'ın realist olanına doyum olmuyor. Hiperrealist olanına ise hiç doyum olmuyor... Bu nefis çizimlerde Paul Cadden'in...  Ayrıca bkz.  iman  maleki,  alyssa  monks,  taner  ceylan vs vs. Sevgiler! R.

vesaire vesaire

Ateş başında vakit geçirmek için çok yükseğe , dağlara çıkardık seninle. Bol yeşilli , toprak kokulu , oksijen dolu güzel dağlara. Balık tutabilmek için suya yakın olsun isterdik.. Saatlerce sıkılmadan bıkmadan balık tutardık. Sonra bulutlara da yakın olmak isterdik. Kimse olmasın yalnızca sen ve ben.  Ateşi çakmakla, kibritle değil orijinal yöntemlerle yakmak isterdik. Ve başarırdık.  Kimseler ses etmesin. Kimseler rahatsızlık vermesin diye uzaklara giderdik. Ateşin başında biber közlerdik...Patlıcan..  Sonra hava kararmaya başlardı...Kararırdı. İncecik giyinmişsin diye kızardın sen bana. Üşütmemden korkardın. Ateşin başında kalbimiz ısınırdı.  Çıtır çıtır çıtırdardı ateş... Çıtırtılar ateşte yükselip havada kaybolan tanecikler haline gelirdi. Türküler söylerdik seninle.  Bana fıkralar anlatırdın. Gülümserdin. Bana baktıkça gözlerin parlardı. Bakışların yanan ateşten daha çok ısıtırdı içimi. Saatlerce konuşurduk... Hiç es vermeden. Bir an susmad...

Dünyacığım, bir tanesin!

Devasa büyüklükte bir evrenin içinde, toz zerreciği kadar küçük kalan bir gezegende halen neyin kavgasını yapıyoruz anlamıyorum...  Kainat muhteşem ve insanoğlu bu bencillikte giderse evrenin kıymetini asla bilemeyecek... Her neyse...