Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Özgürlük etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Translate

"Beş Dakikaya Oradayım!" Podcast Trailer!

Merhabalar...  Benim bir haberim var! Siz de benim kadar başka ülkelerin öykülerini, farklı kültürleri ve seyahati seviyor musunuz?  Kim sevmez ki? Seyahat asla bir lüks değildir bana göre, eminim size göre de öyle. İnsanın istediği zaman istediği yere gidebilmesi sadece belirli ülkelerin vatandaşlarının ayrıcalığı hiç değildir... Asla öyle olmamalıdır ama öyle... Seyahat insan hayatı için olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır bence.  Türkiye'de doğmuş bir dünya vatandaşı olarak dünyanın her köşesini keşfetmek için yanıp tutuşuyorum. Dünya'nın başka yerlerindeki bambaşka insanların yaşamlarını tanımak, onları anlamak, kültürlerini, inancını, mizacını, bakış açısını keşfetmek beni çok heyecanlandırıyor. Sizle birlikte gerçekten bir uçağa atlayıp seyahat etmeyi çok isterdim ama sizinle bir yolculuğa çıkmanın, sizi yanımda götürmenin en iyi yolu bir podcast yapmaktı; Sadece ülkeleri konuşacağımız bir podcast!  O yüzden bir Operadaki Lamba Cini Podcast spin-off'u yapmaya karar ve...

"İyileşmek Yol Almaktır | 2023'de İyileşmek, Kronik Ağrılar, Kış Kampı + Birkaç Tavsiye" bölümü yayında!

Merhabalar... 2023'ün ilk iki haftası geride kalmışken zamanı yeniden sorgular oldum. Zaman adeta tek boynuzlu bir atmışcasına uçup kaçıyor, gören ya da yakalayan varsa söylesin!! :)  Yine de söylemeliyim ki 2023'ün ilk günleri benim için fena değildi. Arkamda kalan odaya o aralık kapıdan gizlice bakabilsem de, içeri yeniden girebilmem mümkün değil ama o odada neler yaptığımı hatırlayabilirim. Ben de 2022 odası ve diğer odalarda neler yaptığımı düşündüm bugünlerde, hatırladığım şeylere gülüyor ve hepsini kucaklıyorum.  Operadaki Lamba Cini podcast'in yeni bölümünde iyileşmeyi konuştum. Yeni yılın ilk kampını da andım elbet.  Yeni yılın ilk kampında kurak kışın buruk soğuğuyla donanmış yere uzanmış, ellerimi başımın altında birleştirip gözlerimi gökyüzüne çevirmişken gördüğüm manzara buydu.  Basit mi? Bence dünyanın en güzel manzarasıydı. Sonra onların habitatına öylece dalıvermişken ve sakince yeşili izlerken, birkaç kuş geldi ayaklarımın dibine,  hoşgeldin der...

"Kahve Üstü Doğa Sohbeti | Milyon Dolarlık Kamp Lezzetleri, Annem'den ve Serdar Kılıç'dan Öğrendiklerim..." Yayında!

Merhaba Sevgili Muggle'lar,  Operadaki Lamba Cini Podcast'in yeni bölümü yayında! Bu bölümde baş döndürücü güzelliğiyle aklımı başımdan alıp beni Stendhal sendromu'na yakalatan son kampımdan, atıştırmalıklardan, kamp ateşinden konuştuk. Doğa'yı ve evreni sevgiyle öpüp koklamamı sağlayan annem'den ve daha önce pek çok kez bahsettiğimiz Sevgili üstad Serdar Kılıç'dan bahsettik.  Ve bazı komik kamp anılarımdan bile konuştuk! :))  Yeni bölüme Apple Podcast'lerden,  Spotify'dan  ya da  Anchor'dan  ulaşabilirsiniz.  Hepinize harika bir haftasonu diliyorum! Sevgiler, Rumeysa- Xx

Kız başına kamp olur mu?

Merhaba muggle'lar ve daima muggle kalanlar... :)  Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki her şey bir ekrana sığmış durumda. Her şey like'lardan repostlardan retweetlerden ibaretmiş gibi görünüyor. Sahiden öyle mi? Bence hayır, inanıyorum ki sizce de hayır.  Bilgisayarların, tabletlerin, telefonların, akıllı saatlerin, banka hesaplarının, tüm o havasız plazaların, masabaşlarının, kriptolarla dolup taşan soğuk cüzdanların, pandemiyle birlikte daha da zenginleşen multizenginlerin, ekonomisizlikle eriyip tükenen orta sınıfın ve herkesin ötesinde çekilen sıkıntıların, enflasyonun, stagflasyonun, kredilerin, ihtiyaç bile olmadığı halde alınması gerekiyormuş gibi manipüle edildiğimiz tüm o saçma şeylerin, artan emtia ve bilumum şey fiyatlarının, temel ihtiyaç olduğu halde ucuzunu bulmak için iki saat aradığımız gereksinimlerimizin, yaşamımızın ortasında kara delik gibi öylece duran samimiyetsiz mecburiyetlerin, bize dayatılan düzenin ve düzensizliğin...; kısaca bize zevk veren anların, peşin...

ekim...

Çıtırdayan yapraklar, ıslak gökyüzü mevsimi, hoşgeldin... BONUS TRACKS! Puslu sonbahar günleri harikadır, bazı şarkılarla daha güzel olur... Mutlu bir gününüz olsun. rumy xoxo

Küçük Prens sinemalarda!!!

''Senin gezegenindeki insanlar'' dedi Küçük Prens. ''Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar...'' ''Evet bulamıyorlar '' diye yanıtladım onu. ''Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.'' ''Haklısın'' dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi: ''Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.'' “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!” “Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens. “Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurla...

Mükemmel mi?

Mükemmel şeylere sahip olmak için önce neyin mükemmel olduğuna karar vermek lazım.  Asla mükemmel arayışına girmeyin. O kendiliğinden gelir sizi bulur. Etrafımda binlerce insanın koşturup durduğunu görüyorum. Kimi iyi niyetle, kimi çılgınca sebeplerle eğlence peşinde kimi de yaşadığı gezegene ihanet etmek için var gücüyle kötü adam'lık oynamakta. Herşeyi kenara bırakıp nefes almak gerek. Bazen mükemmel anlar bizi çevrelediği halde bir türlü göremeyiz. Geçen kıştan beri tek bir post bile yazmadığımı fark ettim. Bu süreçte neler oldu neler bitti anlatmak güç. Sadece posttan da anlaşılacağı üzere mükemmelliğin anlamına varıyorum yavaş yavaş. Siz ne kadar çaba sarf ederseniz edin, ne denli dilerseniz dileyin herşey olacağına varıyor. O bulutlar illa gökyüzünde dönüyor,  o oksijen illa ciğerlere doluyor, o kuşlar illa bir yerlerde ötüyor , o tatlı çocuklar hala gülüyor.  Kısa ve öz haliyle hayat bu işte. Bir su ne kadar laminer akarsa o kadar durağanlaşır. Bir hava ne kadar...

hayat ateşi ❤

Çam kokusu sinmiş orman içime serin nefesini üflerken ciğerlerim mis gibi bir ferahlıkla doldu. Ağaçlar kocaman, toprak her zamanki gibi harikulade. Sabah yeşilliğinin serinliğiyle yanıbaşımızdaki ateşin romantik düellosu eşliğinde ferah bir çıtırtı yayılıyor etrafa. Ateş kokuyor, öyle güzel kokuyor ki sanki kendine has karakteristik bir kokusu var. Ruhum yeşili, hayatı, yakınında olsam da özlediğim huzuru adeta absorbe ediyor. Ve tüm bu güzel doğa kokularının yanı sıra kupa dolusu kahvelerin canlandırıcı enerjisi  ❤ İşte buna hayat diyoruz!  Ve hayat toprak kadar şahane, doğal, mis gibi ve cömert..  ❤   Yeşilden, ormandan, ateşten, doğadan, kendinizden ve içinizdeki hayat aşkından, aşk ateşinden uzak kalmamanız dileğiyle... -Rumy xoxo  ❤  

Atlı karınca aşkına!

      En son ne zaman atlı karıncaya bindiniz? Ya da en son ne zaman bir atlı karınca gördünüz? Muhtemelen şöyle bir durup düşündünüz ve hatırlayamadınız değil mi? Luna parklarda ya da modern alışveriş merkezlerinin eğlence salonlarında duran ve keşfedilmeyi bekleyen bu dünya tatlısı şeyleri size bir hatırlatmak istedim. Atlara aşık olduğumu en güzel örneklerinden biri olan Akhal Teke ile  burada  da anlatmıştım ancak böyle güzel bir örneği keşke daha önce vermiş olsaydım diyorum. Çünkü atlı karıncalar bence hem başarıyla tasarlanmış düzenekler, hem de güzeller güzeli bir görsel şölen sunan müthiş sanat eserleri. Mesela yukarıdaki atlı karıncaları ele alalım, sahiden de hepsi çok hoş! Işıl ışıl olmaları yanı sıra, atların her biri üzerindeki özgün figürler, capcanlı renkler-desenler insanın gözünü kamaştırıyor. Sanki ufak bir alana hakim kişisel birer mutluluk karnavalı gibiler. Bana k...

Güz

Kapıya doğru yürüyorum, ayaklarım toprağa değdikçe soluk benizli yaprakların çatırtısı içimi kavuruyor. Yaprakların yakıcı uğultusu.. Hep ben mi parçalıyorum kurumuş ölü sarısı gövdenizi, hep ben mi ezip geçiyorum? Yoksa ayaklarıma kapanmak için mi sararıp soldunuz? Allah bilir bu kaçıncı güz .. Dışarıda bekleyen kocaman ruhlar, geriye kalan son birkaç adım ve kapıya ulaşmak adına ezdiğim yüzlerce yaprak... Yine mi mevsimlerden güz?      Rumeysa- 

Yağmurun Sundukları..

 Son bahar mizacına yakışır bir üslupla gökyüzünü ıslatmaya başladı bu günlerde. Dışarıdaki ıslak hava ve cama vuran yağmurun nefis parçacıkları eşliğinde kahve içme ve cennetin kapısını aralama zamanı geldi. Cennet , kitaplardaki o tatlı ''Times New Roman'' satırlardan iç dünyamıza akan bir düş buğusu adeta. Bu romantik sonbahar yağmurlarına yakışır düşler görmek gerek. Gözlerim satırları süzerken kahvemi içip bana fon müziği yapan o yağmurun tadına varmak istiyorum. Sonbahar da diğer tüm mevsimler gibi şaşaalı içsel huzur makineleri olan kitapları sunuyor bize. Evet, şükürler olsun ki yağmur yağıyor şimdi. xoxo Rumeysa.

☀☀ Gün Olur Asra Bedel ☀☀

  Birkaç gün önce dostlarımla uçtuk, kaçtık, nefes aldık. Sanki bambaşka bir hayatta binlerce güzel ömür yaşadık. 'Gün olur asra bedel' çünkü zaman sonsuzluğu içindeki 24 saatlik bir dilimde biz adeta daha bir var olduk, daha bir mutlu olduk. Yedik, içtik, yüzdük, oynadık, korktuk. 24 saatte yapılabilecek ne varsa yaptık. Sofralara oturduk, sofralarda muhabbetler kurduk. Nitekim ruhumuz kanatlanıp kelebek gibi uçtu güzel bir bahçeye kondu. O bahçe içinde öyle mutlu olduk ki... Gün asra bedeldi ve bitti. Anılar o fotoğraflarda ve kalplerimizde kaldı. Sizi çok seviyorum kızlar! Böyle güzel ve sonsuz anılar sizin kalbinize de uğrasın.. Xoxo. Rumeysa

su

Bugün Dünya Su Günü... Hani ''su hayattır'' derlerya... Hakikaten öyle! Dünyanın en ferahlatıcı en harika nimeti 'su' diyebiliriz... Kana kana içmek... Ferahlatıcı sularda kulaç atmak...Temizlenmek... Hepsi 'su' ile gerçekleşiyor. Sizde benim gibi su kuşuysanız eminim içinizden elinizi yüzünüzü yıkamak ve su içmek gelmiştir... Şuan su içtim bile :))) Bir düşünsenize, evimizde su olmasa nasıl zor durumda kalıyoruz.. Su olmayınca, içimiz-dışımız nasıl kuruyup çirkinleşiyor... Sağlığımız elimizden gidiyor. Neticede susuz kalınca ölüyoruz...Evet...Söz konusu olan şey ''SU''....Ve su hayattır. İnşallah insanlık su'yu daha fazla israf etmez ve bu harika nimetin kıymetini bilir... Dünya su günü'nüz kutlu olsun :))) Rumy x

vesaire vesaire

Ateş başında vakit geçirmek için çok yükseğe , dağlara çıkardık seninle. Bol yeşilli , toprak kokulu , oksijen dolu güzel dağlara. Balık tutabilmek için suya yakın olsun isterdik.. Saatlerce sıkılmadan bıkmadan balık tutardık. Sonra bulutlara da yakın olmak isterdik. Kimse olmasın yalnızca sen ve ben.  Ateşi çakmakla, kibritle değil orijinal yöntemlerle yakmak isterdik. Ve başarırdık.  Kimseler ses etmesin. Kimseler rahatsızlık vermesin diye uzaklara giderdik. Ateşin başında biber közlerdik...Patlıcan..  Sonra hava kararmaya başlardı...Kararırdı. İncecik giyinmişsin diye kızardın sen bana. Üşütmemden korkardın. Ateşin başında kalbimiz ısınırdı.  Çıtır çıtır çıtırdardı ateş... Çıtırtılar ateşte yükselip havada kaybolan tanecikler haline gelirdi. Türküler söylerdik seninle.  Bana fıkralar anlatırdın. Gülümserdin. Bana baktıkça gözlerin parlardı. Bakışların yanan ateşten daha çok ısıtırdı içimi. Saatlerce konuşurduk... Hiç es vermeden. Bir an susmad...

2011, kış balladı

 Yüzüme çarpan soğuk bir esintisin sen. İliklere kadar dondurucu ama bir o kadar harika.... Sıcacık evimdeki sıcak kestanemsin. Harikasın kış... Lapa lapa yağdır karlarını ayaklarıma. Dök beyazlığını bahçeme.Karın hiç eksik olmasın iklimimden. Üşüt beni , beyazlat ceketimi. Sen bana kar yağdırırken yüzümü arşa çevireyim ve karın erisin yüzümde...  Soğuğun kızartsın burnumu. İçime çektiğim bol tarçınlı salep ol , bozam ol. Gitme dünyamdan asla. Hep var ol güzel kış...  Parmaklarımdan bu satırlar dökülüyor dışarıda ise kardan eser yok...  Dilerim lapa lapa kar yağar en yakın zamanda :) rumeysa x

bir gram hayal

Şimdi kaloriferli , sıcacık bir apartman dairesinde olmaktansa, bir köyde çıtır çıtır yanan sobanın başında huzur dolu bir yerde olmayı tercih ederdim. Beton dolu caddeler içinde sıra sıra dizilmiş binalardan birinde büyüdüm. Hiç sobalı bir evim olmadı. Köyüm de olmadı. İsterdim ki köyüm olsun ,  en azından ayda birkaç kez doğaya yakın olabileyim. Şehrin gürültüsü , sıkıntısından kaçıp köy evime gideyim.... Belki ilerde olur bilemiyorum daha çok gencim... Köy yaşantısından nefret edenler bu sözlerimi çok primitif bulabilir, normaldir... Lakin insanoğlu zaten topraktan gelen bir varlık. toprağı özlemek, ona ayak basmayı istemek garip karşılanmamalı... Şuan bir köy evinde, dışarda yağan yağmuru izlemek istiyorum... Sobada kızaran ekmeklerin kokusu burnuma gelsin, sonra çıtır çıtır kızarmış ekmeğime tereyağı süreyim... Sevdiklerimle gülüşmelerimiz yankılansın radyasyonsuz duvarlarda.... Doğayla , huzurla ve ailemle iç içe... Mis gibi bir mutluluk... Doğa ve doğallık bize ancak huzu...

kuruluk ve kuraklık

Küreselleştik... Isındık durduk. Doğa'yı tahrip ettik resmen. Ve giderek kuruyor, çölleşiyoruz ne yazık ki! İnsan olmak lüks yaşamak betonlar içinde yığılıp kalmış rezidanslarda yaşamak değil. Belki bu şahane ağaçlar içinde bir iki nefes alsak kendimizi daha çok 'insan' hissederiz... Lütfen ağaç dikelim... Topraktan koptuk lakin O'na geri dönelim... Af dileyelim kainattan... Doğa için birşeyler yapalım. Tüketime son verip üretelim birşeyler... Elimizi toprağa değdirelim... Çiçekleri , mis kokulu meyveleri ruhumuza armağan edelim... İnsan olmak doğaya zarar vermemektir! Lütfen koruyup gözetelim kainatımızı.... Bize emanet olan toprakları kalbimiz gibi koruyalım....

yeşil'e dönüş

'Belki zamanla insanlar beton yığınlarından sıkılır ve doğaya geri dönerler' diye düşünüyorum bazı bazı. Karadeniz'in nefis yaylalarına , Anadolu'nun fedakar köylerine... Doğa'ya...  Bizler alışveriş merkezlerinde yaşıyoruz sanki. Tv'deki diziler bize gecekondulardan birden bire geçiş yapılan lüks yaşamı dayatmaya çalışırken, bizi ayakta uyuturken hep kabullendik Tv'nin bu davranışını. Denizde ailecek balık tutmak, güzel dağlarda piknik yapmak... Bu eylemlerin yerini internette sörf aldı. Yan odada ailemizden biri kalp krizi geçirse haberimiz olmayacak. Sanal dünyayla öyle bütünleştik ki. Çok üzücü!...  Ben de dizileri, film izlemeyi, bilgisayar oyunlarını seviyorum ama yaşamı onların içine kaydırmayı sevmiyorum! Gelecek nesilleri hayal etmek istemiyorum... En azından hafta sonları Yeşil'e dönsek... Annemizi , babamızı , kardeşimizi ya da sevdiceğimizi alıp doğa yürüyüşüne çıksak.... Yemyeşil ağaçlar içindeki topraklı güzel yollara bassa ayaklarımız......